Monday, October 12, 2009

that was soo yesterday

bu dünün haberi ama internetli cafe anca bulundu:

pencerelerimden sadece gökyüzü görünüyo. evet ben de onu hatırladım: der himmel über berlin.

aşağıda ise sebastian, pia ve jan var. sanıyorum odamın bi yerinde bi fare de var.
pencerelerinden sadece gökyüzü görünen bir odada çalışma masasını anında bu pencerelerden birinin altına çektiğimi tahmin etmişsinizdir sayınokur. sartre gibiyim. ama o tıkırdamıyodu kalemle yazıyodu ay sapooz.

burası bi zamanlar bi tekstil fabrikasıymış. odam diil tabiiy binanın kendi. hatta odamdaki dolaplardan birinde "was macht die telefonzentrale im brandfall?" diye bi uyarı tabelası var. yani "telefon merkezi tepesine branda düşerse napar?" altında da woolworth CO. GmbH yazıyo. acaba woolworthun fabrikası mıymış diye düşünmeden edemiyo insan. hele ki masama bu filozof ışığı vururken.

also

pia ve sebastian hafif hippiler (lütfen ne zaman hippi yazsam iki p'yi de okuyun) sebastian bir endtasçı pia ise pedagoji eğitimi almış (bu almanların eğitim için o kadar çok lafı var ki pedagoji mezunu m yani? diyemiyo insan) neyse bu demek oluyo ki pia zor durumdaki çocuklar için çalışıyo. bu çocuklardan bi tanesini (sanıyorum iki aylık kadarken) evlerine almışlar. ismi camal cemil. (10 aylık. camal'ın annesi kendi annesi tarafından 13 yaşından beri fuhuşa zorlanmış. 21 yaşındayken de camal'a hamile kalmış. ama hamileliği süresince uyuşturucu kullandığı için çocuğunun sakat olacağını düşünmüş ve camal'i yetkililere teslim etmiş. pia da camal'i böylelikle eve getirmiş. gerçek anne sonradan camal'i almak istemiş ama bakmayı başaramamış ve yetkililer camal'i aynen buraya geri göndermişler). sürekli gülüyo. suratında sürekli bi alaycı ifade var.

inaf ebat camal.

biraz kendimden bahsedicek olursam bildiğiniz gibiyim ama durumumdan bahsedebilirim:
odam evin bi kat üstünde çatı katında. penceremden pek bi manzara yok ama şehrin en yüksek binalarının tepeleri fena bi görüntü oluşturmuyo. aslında kruezberg'in göbeğinde Kottbusserdammdayım. bu da hermannplatz'ın mesela dibimde olması demek. ya da oranien strasse'nin. bunların hepsi havalı yerler. ama ev de odam da arkaya bakıyo. o yüzden çok sakin. aşağısı ise curcuna sevgiliokur.

benim olduğum oda aslında alttaki evle bağlantılı diil. hatta arada dört tane kapı var. bunlardan çıkarken üçü girerken dördü kitli. aşağıda da iki kapı var: biri bahçe kapısı diğeri de apartmanın kendi kapısı. öğrenene kadar göbeğim çatladı.

anahtarlar sizi yanıltmasın komün hayatı yaşıyoruz. banyo tuvalet aşağıda. yemek hep beraber yeniyo. mutfakta yeşil bi kutu var. herkes her hafta 30 euro koyup mutfak için alışveriş yaptığı zaman ordan yaptığı alışveriş kadar para alıyo. benim odam aslında sadece uyumak için çünkü aşağıda yalnız kalmak için bile yer var.

bugün gezintiden dönünce elime bi bez alıp her yeri parlatmam ve odadaki halıyı da aynen çöpe sokmam lazım. şu an yerlerde ölü kelebekler falan var.

neyse saat halb vier. bisiklete atlayıp keşfe gidiyorum.

------------------------------------------------------------------------------------

keşiften bi geliyorum ki de ne göriyim: şurdan şuraya kıpırdiycak halim kalmamış. önce alexander platz ordan brandenburger tor ordan potsdamer platz derken kendimi adını ilk defa duyduğum semtlerde ubahn'a kaçak binerken bulmuşum. en nihayetinde eve gelip çantamı atıp yemek bulmak üzere sokağa çıktığımda şunu fark ettim: almanya gibi milli yemeği kartoffel salad (pattis salatası) olan bi ülkede insanın hiç midesini bozmasına gerek kalmıyor. anında 'ai vallahi bu akşam hiç yemek yapıcak halim yok. öldüm bittim sokaklarda' havalarına girip memleketinde neyse o olmaya devam ediyor ve kendini en yakın mcdonaldsta bigmac ısırığı rekoru kırmaya çalışırken buluveriyor.

ardından bu havada (yağmur dinmiyordu) kaşınıyor kaşınıyor, bar kulüp planı yapıyor sonra tam ubahn'a binecekken bir anda bi bakıyor: bi elinde pringles bi elinde cola yorganın altına girmiş documentaries dosyasından belgesel seçiyor.

i kiss you


bugün bu yazıyı postlamadan önceki bir diğer keşfim de odamdaki dolaplardan bir diğerinde humboldt universitaet botanik bilmemne yazıyo olduğu. insanın aklına sorular damlıyor, göl oluyor.

2 comments:

  1. ay pek bi "sürgündeki yazarvari" olmuş bu ayol..
    bu odanın resimlerini istiyorum hemencik!


    çok kıskanıyorum onu da söylemeden geçemiycem..

    ReplyDelete
  2. şu fotoğraf makinemi bi aliim

    ReplyDelete